Bektaşi Fıkraları: Mizah, Bilgelik ve Eleştirel Bakış

Bektaşi Fıkraları: Mizah, Bilgelik ve Eleştirel Bakış

15 yılı aşkın süredir içerik stratejileri geliştiren bir editör olarak, Bektaşi fıkralarının sadece güldüren basit öykülerden ibaret olmadığını, aynı zamanda derin bir yaşam felsefesi, keskin bir gözlem yeteneği ve cesur bir eleştirel bakış açısı sunduğunu gözlemledim. Anadolu irfanının bu nadide örnekleri, dogmatik düşüncelere, riyakarlığa ve insan doğasına aykırı her türlü duruma karşı mizahi bir duruş sergiler. Bektaşi fıkraları, yüzyıllardır nesilden nesile aktarılarak, sadece eğlence kaynağı olmakla kalmamış, aynı zamanda toplumsal normları sorgulama ve bireysel özgürlüğü savunma aracı olmuştur.

Bektaşi Fıkralarının Özü ve Felsefesi

Bektaşi fıkraları, bilinenin aksine yalnızca dini figürleri hedef almaz; aksine, akla, mantığa ve insan doğasına aykırı gördüğü her türlü davranış ve düşünceyi mizah süzgecinden geçirir. Bu fıkralar, katı kuralları ve dogmaları esnek bir düşünce yapısıyla harmanlayarak, hayatın karmaşıklığına karşı bilgece bir duruş sergiler. Bektaşiliğin hoşgörü ve insan merkezli yaklaşımı, bu fıkraların temelini oluşturur.

  • Akılcılık ve Sorgulayıcılık: Bektaşi, olayları ve inançları sorgulayan, mantık süzgecinden geçiren bir karakterdir.
  • Dogmaya Karşı Duruş: Katı dini yorumlara ve şekilciliğe karşı çıkan, özü önemseyen bir tavır sergiler.
  • Mizahi Eleştiri: Toplumsal aksaklıkları, ikiyüzlülüğü ve otoriteyi zekice bir mizahla eleştirir.
  • İnsan Doğasına Yakınlık: İnsanın zaaflarını, arzularını ve doğal hallerini anlar ve yargılamaz.
  • Samimiyet ve İçtenlik: Şekilcilikten uzak, samimi bir inanç ve yaşam biçimini savunur.
  • Hoşgörü: Farklı düşüncelere ve yaşam tarzlarına karşı anlayışlı bir tutum sergiler.

Bu özellikleriyle Bektaşi fıkraları, sadece bir fıkra koleksiyonu değil, aynı zamanda Anadolu insanının hayata bakışını, bilgelik anlayışını ve eleştirel düşünme biçimini yansıtan önemli bir kültürel mirastır.

Din ve İbadet Üzerine Bektaşi Nükteleri

Bektaşi fıkralarının en belirgin temalarından biri, dinin şekilci yorumlarına ve ibadetin özünden uzaklaşan hallerine getirilen nükteli eleştirilerdir. Bektaşi, samimiyeti ve içtenliği ön planda tutarak, kuru kuruya yapılan ritüeller yerine, hayatın gerçekleriyle barışık bir inancı savunur.

  • Bektaşi bulgurunu kuruturken yağmur yağmış, ineği de ölmüş. Ramazan’da iftara beş dakika kala sigarasını yakıp gökyüzüne üflemiş: “Nasıl, illet oluyorsun şimdi bana değil mi? Ölen ineği de kurbana saymazsam şerefsizim!”
  • Bektaşi, ölüm döşeğindeki papaz dostunun ağzını eliyle kapatmış. Çevredekiler “Ne yapıyorsun?” diye sorunca, “Bu pezevengi bilirim, şimdi bir besmele çeker, doğru Cennet’e gider” demiş.
  • Bektaşi papaza sormuş: “Siz Hristiyanlar neden istavroz çıkarıyorsunuz?” Papaz “İsa’yı çarmıha gerdiler ya, anıyoruz” demiş. Bektaşi: “Şükredin ulan, ya kazığa oturtsalardı, ne yapacaktınız?”
  • Camiye düşen Bektaşi, namazdan sonra şarap istemiş. Yanındaki iman dileyince hoca “Herkes iman istiyor, sen şarap istiyorsun, utanmıyor musun?” demiş. Bektaşi: “Ne yapalım hoca efendi, herkes kendisinde olmayanı ister.”
  • Softanın biri Bektaşi’ye “Oruç tutup namaz kılsan bizim nazarımızda da itibarın olur” demiş. Bektaşi gülümseyerek: “Sizin nazarınızda itibar kazanmak için, Tanrı önündeki itibarımı zedeleyemem.”
  • Oruç tutan Bektaşi, susayınca çeşmeden kana kana su içmiş. Komşusu “Aman erenler, oruç gitti!” deyince, Bektaşi: “Oruç gitti ama fakire de can geldi!”
  • Bektaşi fırtınada sallanan kayıkta telaşlanınca kayıkçı “Korkma, Allah büyüktür!” demiş. Bektaşi: “Allah büyüktür amma, kayık küçük!”
  • Ağaçta yemiş yiyen Bektaşi’nin altına seccadesini seren sofu namaz kılıp “Allahım namazımı kabul et” demiş. Bektaşi yukarıdan “Etmiyorum” diye karşılık verince, en sonunda sofu “Etmezsen etme, zaten abdestsiz kılmıştım” demiş.
  • Şarap yapmak yasaklanmış, Bektaşi üzüm suyunu küplere doldurmuş. Hükümdar “Sirke dersin ama ya şarap olursa?” diye sorunca, Bektaşi: “Orasını Allah bilir.”
  • Zaptiyebaşı “Namaz vakti cami mihrabında secdeye vardığın olur mu?” diye sormuş. Bektaşi: “Her bayram, her bayram.” “Peki şarap zıkkımlanır mısın?” diye sorunca da: “Eh, akşamdaaaaan akşama.”
  • Hocayla namaz kılan Bektaşi, hocanın kaza namazlarını kılmasını görünce, kendisi de “Önümüzdeki haftanın namazını kıldım” demiş. Hoca şaşırınca: “Yukarıdaki senin veresiyeni kabul ediyor da, benim peşinimi niye kabul etmesin?”
  • Ramazan’da oruç tutmayan Bektaşi’ye “Kaç gün oruç tuttun?” diye sormuşlar. “Bu arkadaş benden bir gün fazla tutmuş” diye cevaplamış.
  • Yeni evli Bektaşi’nin hanımı sahur hazırlamış, o da yiyip oruç tutmamış. Hanımı “Boşuna hazırlamayayım” deyince: “A be hanım, oruç farz, sahur sünnettir. Zaten mahcubum farzı yerine getirememekten, bir de sünneti terk edeyim de iyice mi mahcup olayım!”
  • Ramazan günü oruç yerken yakalanıp kadının huzuruna çıkarılan Bektaşi “Seferiyim!” demiş. “40 yıldır buradasın” dediklerinde ise: “İlelebet burada kalacağıma dair elinizde senet mi var? Ahiret yolcusuyum!”
  • Ramazan’da ekmek yerken yakalanan Bektaşi, kadı’ya “Ben Hristiyan’ım efendim” deyip serbest kalınca, “Müslüman olmak isterim ama arkadaşımı da affedin” demiş. Sonra arkadaşına dönüp: “Bir daha tedbirsiz olma. Bak, Hristiyan oldum kendimi kurtardım, Müslüman oldum seni kurtardım.”
  • Bektaşi dalgın dalgın sigarasını tüttürürken yeniçeri ağası “Mübarek Ramazan günü sigara mı içiyorsun?” diye sormuş. Bektaşi şaşkınlıkla: “Unuttum ağa.” Ağa “Neyi unuttun?” deyince: “Sokakta olduğumu.”

Dünya Hayatı ve İnsan Halleri Üzerine Bektaşi Fıkraları

Bektaşi fıkraları, sadece dini eleştirilerle sınırlı kalmaz; aynı zamanda insanın dünya ile olan ilişkisini, toplumsal statüleri ve gündelik hayatın ironilerini de ele alır. Bu fıkralar, bize hayatın gelip geçiciliğini, makamların anlamsızlığını ve gerçek değerlerin aslında nerede olduğunu hatırlatır.

  • Bektaşi iki öküzüyle tarlasını sürermiş. Sarı öküz tembelmiş. “Ey Allahım, şu sarı öküzün canını al!” diye dua etmiş. Ertesi sabah kırmızı öküz ölmüş. Bektaşi göğe bakıp: “İmanım, bacak kadar çocuk renkleri biliyor da, sen ayıramıyor musun?”
  • İstanbul’da padişahın kulunun şatafatlı faytonuna bakıp kendi haline dönen Bektaşi, ellerini açarak: “Tanrım, bir padişahın kuluna bak! Sonra, bir de senin kuluna bak!” diye söylenmiş.
  • Köylüler yağmur duasına Bektaşi’yi de çağırmışlar. Bektaşi tarlasının yanından geçerken sopayı dikip “Bizimki de burası” demiş. Sel olunca tarlası gitmiş. Bektaşi: “Ulan, kabahat sende değil, bu tarlayı sana gösterende!”
  • Kuraklıkta köylüler Bektaşi’den yağmur duası istemiş. Bektaşi gömleğini ıslatıp asmış. Yağmur yağınca köylüler “Evliyalar Evliyasısın!” demiş. Bektaşi: “Evliyalığımla ilgisi yok, yukarıdaki ile aram açık, gömleğim kurumasın diye yağdırıyor.”
  • Bektaşi yolda bir dilenciye rastlamış. Dilenci, “Açlıktan ölüyorum, ne olur bir lokma ekmek ver” diye yalvarmış. Bektaşi cebinden son kuruşunu çıkarıp vermiş ve “Al evladım, karnını doyur. Ama unutma, bu dünya açlığıyla bitmez, bir de ahiret açlığı var” demiş.
  • Bir gün Bektaşi’ye “Neden hep böyle neşeli ve tasasızsın?” diye sormuşlar. O da gülümseyerek “Dünyanın yükünü omuzlamaktan vazgeçtim, o yükü taşıyanın kim olduğunu bildiğimden beri” diye cevap vermiş.
  • Bektaşi, bir meyhanede otururken, yanına gelen bir tüccar, “Baba Erenler, bu kadar parayı ne yapacağım ben? Daha da zengin olmak istiyorum” demiş. Bektaşi, kadehini kaldırıp “O zaman daha çok kazan, daha çok kaybet. İkisinin de tadı aynıdır sonunda” demiş.
  • Hocanın biri, Bektaşi’ye “Neden hiç dünya malına tamah etmiyorsun?” diye sormuş. Bektaşi: “Eğer dünya malı beni ahiretteki yerime taşıyacak olsaydı, elbette tamah ederdim. Ama gördüğüm kadarıyla, sadece dünya yükünü artırıyor.”
  • Bektaşi, bir pazarda gezerken, pahalı eşyalarla dolu bir dükkanın önünde durmuş. Dükkan sahibi, “Ne alırsınız Baba Erenler?” diye sorunca, Bektaşi: “Benim aradığım burada satılmaz evlat. Ben gönül rahatlığı arıyorum, o da her dükkana girmez” demiş.

Akıl ve Mantıkla Gelen Bektaşi Eleştirileri

Bektaşi fıkraları, doğrudan doğruya eleştirel bir zekâyı ve mantık yürütme becerisini gözler önüne serer. İnsanların çelişkilerini, ikiyüzlülüklerini ve mantıksız davranışlarını, keskin bir dil ve zekice bir espriyle ortaya koyar. Bu fıkralar, okuyucuyu düşündürmeye, olaylara farklı açılardan bakmaya teşvik eder.

  • Cami imamı vaazında içkinin kötülüklerinden bahsederken “Eşeğin önüne bir kova su, bir kova da rakı koyun hangisini içer?” diye sormuş. Bektaşi: “Hocam suyu içer.” İmam “Peki neden?” diye sorunca: “Neden olacak hocam, eşekliğinden!”
  • Bektaşi’yi üzerinde rakı şişesiyle yakalayıp kadının karşısına çıkarmışlar. Bektaşi “İçmiyordum, sadece taşıyordum” diye direnince, kadı “Taşıyorsan mutlaka içiyorsundur” demiş. Bektaşi: “Kadı hazretleri, eğer içmeden taşımak suç ise, siz de zina aleti taşıyorsunuz, sizin masum olduğunuz ne malum.”
  • Sofunun biri Bektaşi’yi denemek istemiş: “Siz kerametli diyorlar, ağacı bile ayağınıza getirirmişsiniz.” Bektaşi üç kez “Ağaç gel” demiş, ağaç gelmeyince kendisi ağacın yanına gitmiş ve: “Eğer ağaç bize gelmezse biz ağaca gideriz” demiş.
  • Bektaşi bir kasabada “Her şey Allah’tan” diye dolaşırken, bir serseri arkasından ensesine şaplak atmış. Bektaşi dönüp ters ters bakınca serseri “Hani her şey Allah’tandı?” demiş. Bektaşi: “Tabii her şey Allah’tan da, ben hangi deyyusu aracı ettiğine bakıyorum.”
  • Bir Bektaşi’ye “Neden hiç sakal bırakmıyorsun?” diye sormuşlar. O da “Sakal, sahibini akıllı gösterirseydi, keçiler profesör olurdu” diye cevap vermiş.
  • Bektaşi yolda giderken bir felsefeciyle karşılaşmış. Felsefeci “Hayatın anlamı nedir?” diye sormuş. Bektaşi “Hayatın anlamı, anlamsızlığı anlamaktır” demiş.
  • Bir gün Bektaşi’ye “İnsan neden bu kadar çok konuşur?” diye sormuşlar. Bektaşi: “Çünkü akılları kadar konuşsalar, çoğu zaman susmak zorunda kalırlardı” diye yanıtlamış.
  • Bektaşi bir mecliste otururken, bir alim sürekli kendi ilmini övüyormuş. Bektaşi dayanamayıp: “Hocam, sizin bilginiz o kadar çok ki, ne yazık ki bize yer kalmıyor, biz de cahil kalıyoruz” demiş.
  • Bektaşi’ye “Dünyadaki en büyük keramet nedir?” diye sormuşlar. O da “Kendi kusurunu görüp susabilmektir” diye cevap vermiş.
  • Bir Bektaşi’ye “Neden hep farklı düşünüyorsun?” diye sormuşlar. Cevabı ise net olmuş: “Herkes aynı düşünseydi, dünya dönmezdi ki!”

Bektaşi Mizahından Çıkarılacak Dersler

Bektaşi fıkraları, yalnızca güldürmekle kalmayan, aynı zamanda hayatın ve inancın derinliklerine dair önemli dersler sunan eşsiz bir mirastır. Bu fıkralar, bize dogmalara takılıp kalmak yerine, aklımızı kullanmayı, hoşgörülü olmayı ve insan olmanın getirdiği çelişkilerle barışık yaşamayı öğretir. Bektaşi fıkraları, mizahın en keskin eleştiri aracı olabileceğini gösterirken, aynı zamanda özgür düşüncenin ve samimi bir yaşamın değerini vurgular. Bu hikayeler, yaşamın zorlukları karşısında bile tebessüm etmenin ve her zaman bir çıkış yolu bulmanın mümkün olduğunu bizlere hatırlatır. Bu topraklardan yükselen bu bilgece sesler, hâlâ güncelliğini koruyan evrensel mesajlar taşır.

Bir Yorum Yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Benzer Yazılar