Mevlana’nın Derin Anlamlı Sözleri ve Şiirleri

Mevlana Celaleddin Rumi, insanlık tarihine ışık tutan, aşkı, ilahi sevgiyi ve hoşgörüyü merkeze alan eşsiz bir düşünür ve şairdir. 13. yüzyılda yaşamış olmasına rağmen, onun sözleri ve şiirleri günümüzde dahi evrensel bir dille gönüllere dokunmaya devam etmektedir. Bu içerikte, Mevlana’nın ölümsüz eserlerinden seçkilerle, onun bilgece öğretilerine ve yaşam felsefesine derinlemesine bir yolculuk yapacağız. Onun kaleminden dökülen her bir mısra, ruhsal bir arayışın, derin bir anlayışın ve sonsuz bir aşkın yansımasıdır.
Mevlana’nın eserleri, sadece edebi birer metin olmanın ötesinde, okuyucularına yaşamın anlamını sorgulama, içsel huzuru bulma ve insan ilişkilerini sevgi temelli bir perspektifle ele alma konusunda rehberlik eder. Onun dizelerinde kaybolurken, kendinizi bir yandan ilahi bir aşkın coşkusunda bulacak, bir yandan da hayatın zorlukları karşısında teselli ve güç edineceksiniz. Şimdi, bu büyük bilgenin sözcüklerinin büyülü dünyasına adım atalım ve gönüllerimize düşen her bir damlayla ruhumuzu besleyelim.
Mevlana’nın Yaşamı ve Felsefesi

Mevlana Celaleddin Rumi, 1207 yılında Belh’te doğmuş, hayatının büyük bir kısmını Anadolu’da geçirmiş ve özellikle Konya’da derin izler bırakmıştır. İslam dünyasının en büyük mutasavvıflarından biri olarak kabul edilen Mevlana, eserleriyle sadece kendi dönemine değil, tüm zamanlara hitap etmeyi başarmıştır. Onun felsefesi, ilahi aşkın insan ruhundaki yansımaları, hoşgörü, alçakgönüllülük ve insan-ı kamil olma yolculuğu üzerine kuruludur. Şems-i Tebrizi ile olan karşılaşması, Mevlana’nın hayatında bir dönüm noktası olmuş, onu kuru bir medrese aliminden coşkun bir aşk şairine dönüştürmüştür.
Mevlana’nın öğretileri, “Mesnevi” adlı devasa eseri başta olmak üzere, “Divan-ı Kebir”, “Fihi Ma Fih” gibi birçok eserde hayat bulmuştur. Bu eserler, tasavvufi derinliği, edebi zenginliği ve evrensel mesajlarıyla dünya edebiyatının ve düşünce tarihinin önemli yapı taşlarından biridir. Onun “gel” çağrısı, dilleri, dinleri ve ırkları aşan bir davet olup, tüm insanlığı bir araya getiren bir sevgi ve barış manifestosudur. Mevlana, kelimelerin ötesindeki anlamları keşfetmeye teşvik ederken, aynı zamanda içsel bir dönüşümün kapılarını aralar.
Aşkın ve Vuslatın Yankıları: Mevlana Şiirleri
Etme

Bu şiir, ayrılık acısını ve sevilenin terk etme ihtimaline karşı duyulan derin üzüntüyü dile getirir. Mevlana, sevgilisinin başka diyarlara gitme arzusuna karşı yalvarır, onun gidişinin kendisi için yıkım olacağını vurgular. Her bir dize, aşkın ve bağlılığın ne denli köklü olduğunu gösterir.
- Duydum ki bizi bırakmaya azmediyorsun, etme.
- Başka bir yar, başka bir dosta meylediyorsun, etme.
- Sen yadeller dünyasında ne arıyorsun yabancı?
- Hangi hasta gönüllüyü kastediyorsun, etme.
- Çalma bizi, bizden bizi, gitme o ellere doğru.
- Çalınmış başkalarına nazar ediyorsun, etme.
- Ey ay, felek harab olmuş, altüst olmuş senin için… Bizi öyle harab, öyle altüst ediyorsun, etme.
- Ey, makamı var ve yokun üzerinde olan kişi, Sen varlık sahasını öyle terk ediyorsun, etme.
- Sen yüz çevirecek olsan, ay kapkara olur gamdan. Ayın da evini yıkmayı kastediyorsun, etme.
- Bizim dudağımız kurur sen kuruyacak olsan. Gözlerimizi öyle yaş dolu ediyorsun, etme.
- Aşıklarla başa çıkacak gücün yoksa eğer; Aşka öyleyse ne diye hayret ediyorsun, etme.
- Ey, cennetin cehennemin elinde olduğu kişi, Bize cenneti öyle cehennem ediyorsun, etme.
- Şekerliğinin içinde zehir zarar vermez bize, O zehiri o şekerle sen bir ediyorsun, etme.
- Bizi sevindiriyorsun, huzurumuz kaçar öyle. Huzurumu bozuyorsun, sen mahvediyorsun, etme.
- Harama bulaşan gözüm, güzelliğinin hırsızı. Ey hırsızlığa da değen hırsızlık ediyorsun, etme.
- İsyan et ey arkadaşım, söz söyleyecek an değil. Aşkın baygınlığıyla ne meşk ediyorsun, etme.
Bu dizeler, aşkın insanı nasıl bir çaresizliğe sürükleyebileceğini, sevilenin varlığının tüm evrenin dengesiyle nasıl özdeşleştiğini çarpıcı bir şekilde ortaya koyar. Mevlana’nın bu yakarışı, ilahi aşka duyulan özlemin ve ondan ayrılma korkusunun bir yansıması olarak da okunabilir.
Demedim mi?
Mevlana’nın “Demedim mi?” şiiri, ilahi rehberliğin ve gerçek sığınağın nerede olduğunu hatırlatan güçlü bir sesleniş. Şair, insanın kendinden uzaklaşsa bile, gerçek kaynağının ve huzurunun yine ilahi aşkta olduğunu vurgular. Bu, bir nevi ruhun kendi özüne dönme çağrısıdır.
- Oraya gitme demedim mi sana, seni yalnız ben tanırım demedim mi?
- Demedim mi bu yokluk yurdunda hayat çeşmesi benim?
- Bir gün kızsan bana, alsan başını, yüz bin yıllık yere gitsen, dönüp kavuşacağın yer benim demedim mi?
- Demedim mi şu görünene razı olma, demedim mi sana yaraşır otağı kuran ben’im asıl, onu süsleyen, bezeyen ben’im demedim mi?
- Ben bir denizim demedim mi sana? Sen bir balıksın demedim mi?
- Demedim mi o kuru yerlere gitme sakın, senin duru denizin ben’im demedim mi?
- Kuşlar gibi tuzağa gitme demedim mi?
- Demedim mi senin uçmanı sağlayan ben’im, senin kolun kanadın ben’im demedim mi?
- Demedim mi yolunu vururlar senin, demedim mi soğuturlar seni. Oysa senin ateşin ben’im, sıcaklığın ben’im demedim mi?
- Türlü şeyler derler sana demedim mi?
- Kötü huylar edinirsin demedim mi?
- Ölmezlik kaynağını kaybedersin demedim mi? Yani beni kaybedersin demedim mi?
- Söyle, bunları sana hep demedim mi?
Bu dizeler, insanın dış dünyadaki yanıltıcı arayışları yerine, içsel gerçekliğini ve ilahi bağlantısını keşfetmesi gerektiğini hatırlatır. Mevlana, adeta ruhumuza fısıldayarak, gerçek güvenli limanın her zaman içimizde olduğunu anlatır.
Olduğun Gibi Görün
Mevlana’nın belki de en bilinen nasihatlerinden biri olan bu sözler, insan olmanın erdemlerini ve ahlaki duruşunu özetler. Şefkat, merhamet, cömertlik, tevazu gibi değerleri doğadaki unsurlarla özdeşleştirerek, insanın nasıl bir erdemli yaşam sürmesi gerektiğini öğütler.
- Güneş gibi ol şefkatte, merhamette.
- Gece gibi ol ayıpları örtmekte.
- Akarsu gibi ol keremde, cömertlikte.
- Ölü gibi ol öfkede, asabiyette.
- Toprak gibi ol tevazuda, mahviyette.
- Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.
Bu temel prensipler, Mevlana’nın insanlara sunduğu evrensel bir yaşam kılavuzudur. İçsel ve dışsal tutarlılığın önemini vurgulayarak, samimiyeti ve dürüstlüğü hayatın merkezine koymamızı salık verir.
Allahım Bu Vuslatı Hicran Etme
Bu şiirde Mevlana, ilahi aşka duyulan derin özlemi ve vuslatın kalıcılığı için yakarışını dile getirir. Aşkın ve sevginin bahçesinin solmamasını, sarhoş gönüllerin nalan olmamasını diler. Bu, aynı zamanda bir teslimiyetin ve ilahi olana sığınışın ifadesidir.
- Allahım bu vuslatı hicran etme.
- Aşkın sarhoşlarını nalan etme.
- Sevgi bahçesini yemyeşil bırak, Bu mestlere bahçelere kasdetme.
- Dalı yaprağı vurma hazan gibi, Halkını başı dönmüş zelil etme.
- Kuşunun yuvasının ağacını Yıkma da kuşlarını perran etme.
- Kumunu ve mumunu karıştırma. Düşmanları kör et de şadan etme.
- Hırsızlar aydınlığın düşmanıdır. Onların işlerini asan etme.
- İkbal kıblesi yalnız bu halkadır. Umut kabesin öyle viran etme.
- Bu çadır iplerini öyle katma. Çadır senindir ey sultan, etme.
- Yok dünyada hicrandan daha acı. Ne istiyorsan et de onu etme.
Mevlana’nın bu duası niteliğindeki şiiri, ilahi lütfun devamlılığına olan inancını ve aşkın korunması arzusunu gözler önüne serer. Vuslatın kıymetini ve ayrılığın acısını derinden hissettirir.
Ağıt
Bu ağıt, ayrılığın ve kaybın evrensel acısını dile getirir. Mevlana, gözden göğe, padişahtan güle kadar tüm varlıkların bu acıyı hissetseydi nasıl tepki vereceklerini betimler. Şiir, ölümün ve ayrılığın getirdiği derin hüznü, doğanın ve canlıların tepkileriyle daha da yoğunlaştırır.
- Göz gamın ne olduğunu bilseydi, gökyüzü bu ayrılığı çekseydi, padişah bu acıyı duysaydı; göz gece demez gündüz demez ağlardı, gökler yıldızlara, güneşle, ayla gece demez gündüz demez ağlardı.
- Padişah bakardı ününe, tacına, tahtına, tolgasına, kemerine, gece demez gündüz demez ağlardı.
- Gül bahçesi güzün geleceğini duysaydı, uçan kuş avlanacağını bilseydi, gerdek gecesi bu özlemi görseydi; gül bahçesi hem güle hem dala ağlardı, uçan kuş uçmaktan vazgeçer ağlardı, gerdek gecesi öpüşmeye, sarılmaya ağlardı.
- Zaloğlu bu zülmü görseydi, ecel bu çığlığı duysaydı, cellâdın yüreği olsaydı; Zaloğlu savaşa, yiğitliğe ağlardı, ecel bakardı kendine ağlardı, cellât, yüreği taş olsa, ağlardı.
- Kumru, başına geleceği duysaydı, tabut, içine gireni bilseydi, hayvanlarda bir parça akıl olsaydı; kumru selviden ayrılır ağlardı, tabut omuzda giderken ağlardı öküzler, beygirler, kediler ağlardı.
- Ölüm acılarını gördü tatlı can, koyuldu işte böyle ağlamaya. Olanlar oldu, gitti dostum benim. Şu dünya bir altüst olsa, ağlasa yeri var. Öylesine topraklar altında kalmışım.
Şiir, kaybın evrenselliğini ve derinliğini vurgulayarak, insanın tabiatla ve diğer canlılarla olan duygusal bağını gözler önüne serer. Mevlana, acıyı öyle güçlü bir dille anlatır ki, okuyucu da bu hüznün bir parçası olur.
Ey Balçık Dünya
Bu şiir, dünyanın geçiciliğine ve sunduğu sıkıntılara bir isyan niteliğindedir. Mevlana, dünyayı bir belalar yurdu olarak tanımlarken, ruhun asıl vatanının başka bir alem olduğunu ima eder. Toprak altından çıkıp sevgiliye ulaşma arzusu, ilahi olana duyulan özlemi simgeler.
- Seni bildim bileli, ey balçık dünya, başıma nice belâlar geldi, nice mihnet, nice dert.
- Seni sırf belâdan ibaret gördüm, seni sırf mihnetten, dertten ibaret.
- İsa’nın yurdu değilsin sen, yayıldığı yersin eşeklerin.
- Nerden tanıdım seni bilmem ki, nerden parçası oldum bu yerin.
- Bana vermedin bir yudum tatlı su, sofranı yaydın yayalı.
- Elimi ayağımı bağladın gitti, elimin ayağımın farkına varalı.
- Bırak da bir ağaç gibi yerin altından çıkarıp ellerimi sevgilinin havasıyla sarmaşdolaş olayım, uzayıp gideyim bâri.
- Ey çiçek, dedim çiçeğe, dedim, bu küçük yaşta sen, neden ihtiyar oldun bu kadar, dedim, nasıl oldu bu böyle?
- Çocukluktan kurtuldum, dedi çiçek, sabah rüzgârını tanıyalı, hep yukarılara doğru çıkar yukarlardan gelmiş bir ağaç dalı.
- Şunu da söyledi çiçek: Madem aslımı tanıdım, madem yersizlik âlemi aslım, artık bana tek bir şey düşecek: Yücelip aslıma gitmek.
- Sus yeter artık, var git yokluğa haydi, yoklukla yok ol. Git, yokluklardan tanı yokluktan var olanı.
Şiir, insanın dünya zevklerine ve sıkıntılarına takılıp kalmaması, aksine ruhunun gerçek kökenine dönme arayışında olması gerektiğini vurgular. Dünyevi bağlardan kurtulma ve ilahi olana yükseliş teması işlenir.
Bu Ayrılık
Bu şiir, ayrılığın ötesinde bir birlikteliğe çağrıdır. Mevlana, dünyevi kaygılardan arınarak, ruhların birleştiği bir ırmağa dalmayı önerir. Gerçek yaşamın, iyiliğin ve cömertliğin bu ilahi birliktelikte olduğunu vurgular. Şiir, okuyucuyu tereddüt etmeden bu çağrıya kulak vermeye davet eder.
- Kusuruma bakmayın benim, dostlar, bağışlayın beni.
- Ben davullara, bayraklara aldırmayan bir padişahın yoluna düşmüşüm, deli divane olmuşum.
- Çok uzaklardan yürüyen bir adam gibiyim ben, çok uzaklardan geçen bir hayal gibi.
- Ama yok da sayılmam hani, var olan bir şeyim ben.
- Haydi ben bensiz geleyim, sen sensiz gel.
- Ne varsa şu ırmağın içinde var, soyunalım iki can, dalalım şu ırmağa, hadi.
- Bu kupkuru yerde yakınmadan gayri ne gördük, bu kupkuru yerde ne gördük zulümden gayri.
- Bu ırmakta ne ölmek var bize, bu ırmakta ne gam var, ne keder var, ne dert.
- Bu ırmak alabildiğine yaşamaktan, bu ırmak iyilikten, cömertlikten ibaret.
- Durma, çabuk gel, gelmem deme. Ne evet demek yaraşır sana, ne hayır, dostum, senin şânına sadece gelmek yaraşır.
Mevlana, bu şiirinde okuyucuyu dünyevi kısıtlamalardan arınmaya ve ilahi aşkın sonsuzluğunda gerçek özgürlüğü bulmaya teşvik eder. Ayrılığın sadece bir yanılsama olduğunu, gerçek vuslatın daimi olduğunu anlatır.
Dün Gece
Bu kısa şiir, ilahi sevgiliyle yaşanan vuslat anının güzelliğini ve coşkusunu dile getirir. “Talih kapısı ardına kadar açık, güneş kucağımızda” ifadeleri, bu birleşmenin getirdiği eşsiz mutluluğu ve aydınlığı vurgular. Aklın bile bu aşk karşısında teslim olduğunu ifade eder.
- Ne güzel geceydi dün gece, ne güzel geceydi: Onunla sarmaşdolaş, dudak dudağa, talih kapısı ardına kadar açık, güneş kucağımızda.
- Ne güzel geceydi dün gece, ne güzel geceydi: Şarap tasını her sunuşunda diyordu aklına başına al. Hani dün gece aklın da tam sırasıydı ya!
Mevlana, bu dizelerde ilahi aşkın insanı nasıl bir vecde sürüklediğini ve dünyevi aklın sınırlarını aştığını anlatır. Aşkın getirdiği sarhoşluk, gerçekliğin en saf halidir.
Bir Gececik
Bu şiir, sevgiliyle geçirilecek tek bir gecenin bile ne denli değerli olduğunu, ayrılığın ise ne kadar kaçınılması gereken bir durum olduğunu vurgular. Şair, bir gececik de olsa ayrılığın kapısının çalınmamasını, dostların gönlünün hoş tutulmasını diler. Bu, ilahi lütfun ve birliğin devamı için bir niyazdır.
- Bir gececik uyuma, ne olur. Ayrılık kapısını çalma bir gececik.
- Bir gececik dostların gönlü olsun, ne olur sabahı et bir gececik.
- Bir gececik gözlerimiz seninle aydın olsun, kör olsun şeytan bir gececik.
- Dünyayı güzel kokular sarsın bütün. Karanlıklardan ışıklar aksın ovalara.
- Sofrandakiler dirilsin bir gececik.
- Bir gececik uyuma, ne olur. Ayrılık kapısını çalma bir gececik.
- Bir gececik ata bin, meydana gel. Gönüller bir gececik rahat olsun, göğüsler meydana dönsün bir gececik.
- Yeniler giyinelim biz kulların. Musa gibi sen bir sopa al eline. Sopa bir anda elinde yılan olsun.
- Süleyman gibi sen karıncaların yanına var. Karıncalar bir anda birer Süleyman olsun.
- Ne olur, bir gececik kapısını çalma ayrılığın.
Bu dizeler, Mevlana’nın ilahi sevgiliyle olan bağının derinliğini ve bu bağın kesilmemesi yönündeki içten isteğini gösterir. Aynı zamanda, ilahi gücün ve mucizelerin her an var olabileceğine dair inancını da yansıtır.
Başka Yarınlar
Bu şiir, sevilenin her gün yeni bir güzellik, yeni bir tazelik ve derinlik taşıdığını anlatır. Sevilenin varlığının tüm dünyayı nasıl değiştirdiğini, ona bakan gözlerin neleri keşfettiğini ifade eder. Geleceğe dair umut ve aşkın sonsuzluğu teması işlenir.
- Bugün yüzünde bir başka güzellik var senin, bugün dudağında başka bir tad var, boyunda başka bir yücelik.
- Bugün kırmızı gülün bir başka daldan. Ayın gökyüzüne bugün sığmamış. Göklere benzeyen göğsün bugün daha geniş.
- Hangi yanından kalktın bu sabah, söyle, bir başka kavga var dünyada senin yüzünden, dünyada bir başka gidiş.
- Biz senin gözlerinden gördük arslanlara meydan okuyan o ceylanı, Başka bir ovası var o ceylanın bugün iki cihandan da dışarı.
- Seven insanın ayağı mı yok, işte ona ölümsüzlük kapandı. Yukarlarda onunla uçar gider.
- Gözlerinin denizinde onu arama. O inci bir başka denizde.
- Bakarsın bugün sever bu yürek, yarın sevilir bakarsın. Yüreğimin özünde başka yarınlar var.
Mevlana, bu şiirde aşkın sürekli yenilenen ve derinleşen bir olgu olduğunu, her anında yeni güzellikler barındırdığını vurgular. Gerçek aşkın, zamanın ötesinde bir güce sahip olduğunu anlatır.
Bahar
Bu şiir, ilahi aşkın insan üzerindeki dönüştürücü etkisini baharın gelişiyle özdeşleştirir. Sevgilinin yularını tuttuğu insanın, bir deve gibi onun peşinden sürüklenmesini, canının ve bedeninin çiğnenmesini, gönlünün bağlanmasını anlatır. Ardından doğanın uyanışını, ilahi gücün yeryüzündeki tecellilerini betimler.
- Sevgili tutmuş yularımdan beni, develer gibi habire çeker.
- Esrik devesini böyle nereye götürür, böyle hangi katara?
- Hem canımı çiğnedi benim o, hem bedenimi çiğnedi. Gönlümü bağladı benim o, kırdı şişemi.
- Ne iş yaptırmaya götürür, bilmem, nereye götürür beni.
- Sevgili takar beni oltasına, atar karaya balık gibi.
- Sevgili kurar gönlüme bir tuzak, avcıdan yana çeker sürür beni.
- Bakarım tabiat başlar büyük işine: Bulutlar gelir uzaktan katar katar, küme küme.
- Bulutlar sular ovaları. Bulutlar yürür dağlara doğru.
- Uyanır açar gözlerini yeryüzü. Gökler çalar davulunu.
- Dalların gönlüne çeker gülün özü en güzel kokusunu baharın.
- Tohumun gönlü başlar vermeye tohum. Ağaç durmadan söyler, döker içini.
Mevlana, bahar şiirinde ilahi aşkın insan ruhunu nasıl bir dönüşüme uğrattığını ve bu dönüşümün, doğanın uyanışıyla paralel bir şekilde gerçekleştiğini anlatır. Aşkın hem yakıcı hem de canlandırıcı gücünü dile getirir.
Mesnevi’den
Mesnevi’den alınan bu kısa kesit, aşkın yakıcı ateşini ve bu ateş karşısında duyulan acziyeti ifade eder. Aşkın şerarı (kıvılcımı) bağra düşerken, ahın işiteni yakıp kavurduğu, gözyaşlarının bile imdada yetişemediği bir durumu anlatır. Sonunda ise aşkın ilahi bir hüküm olduğunu ve sadece Allah’ın onu söndürebileceğini belirtir.
- Aşkın şerarı ateşi ta bağrıma düştü,
- Ahım işiden yandı deyu başıma üştü,
- İmdadıma eşkim ile dide yetişti,
- Hepsi kalıp acz dediler: ‘eyvah’,
- Yansın ko dedim, sönmeye söndürmeye Allah.
Bu dizeler, ilahi aşkın insan ruhunda yarattığı derin etkiyi ve bu aşkın karşısında insanın ne denli küçük kaldığını gösterir. Aşkın gücü ve ilahi takdir temaları işlenir.
Bizim Canımıza Gelsin
Bu şiir, sevilen kişiye duyulan derin bağlılığı ve onun iyiliği için her şeyi feda etme arzusunu dile getirir. Mevlana, sevgilisinin tüm dertlerinin ve hastalıklarının kendi canına gelmesini dileyerek, onun sağlıklı ve mutlu kalmasını arzular. Bu, koşulsuz sevginin ve fedakarlığın bir ifadesidir.
- Hastalıklar senden uzak olsun, ey canlarımızın rahatı, ey gören gözümüz, kem gözler senden uzak olsun!
- Bedenin sağlam olsun, ay yüzlü güzel, gölgen başımızdan eksik olmasın!
- Gül bahçesine benzeyen yüzün, o gönül otlağımız, ovamızın yeşilliği, nasılsa hep öyle kalsın, hep öyle taze, yeşil.
- Bizim canımıza gelsin senin bedenine gelen ağrı.
Şiir, Mevlana’nın sevdiklerine duyduğu derin şefkati ve onların esenliği için gösterdiği özveriyi anlatır. Bu, gerçek dostluğun ve ilahi sevginin bir yansımasıdır.
Hatırla Ama
Bu şiir, ayrılık içinde bile unutulmama arzusunu ve geçmişteki güzel anıların hatırlanmasını dile getirir. Mevlana, sevgilisinin gitmeye niyetlenmesine rağmen, aralarındaki bağı ve edilen yeminleri unutmamasını ister. Bu, aşkın anılarda yaşatılması ve sadakatin vurgulanmasıdır.
- Bir tatlı ömür gibi gitmeye niyetlendin, ayrılık atına eyer vurdun inadına. Ama bizi unutma, hatırla ama.
- Sana temiz dostlar, iyi dostlar, bağdaş dostlar yeryüzünde de var. gökyüzünde de var. Eski dostla ettiğin yemini, hatırla ama.
- Sen her gece ay değirmisini başına yastık edince yollarda, dizimde yattığın geceleri hatırla ama.
- Sen ey, Hüsrev’i kendine kul, Şirin gibi bir nice güzeli esir eden, aşkının ateşiyle tıpkı Ferhat gibi benim ayrılık dağını delmede olduğumu, hatırla ama.
- Bir deniz kesilen gözlerimin kıyısında bir aşk ovasını görmüştün hani; sarfan dallarıyla, ağustos gülleriyle sarmaşdolaş. Bunu unutma, hatırla ama.
- Ey Tebrizli Şems, dinim aşktır benim, senin yüzünü gördüm göreli, benim dinim senin yüzünde övünür, ey sevgili. Bunu unutma, hatırla ama.
Mevlana, bu şiirinde aşkın ve dostluğun hafızalarda nasıl güçlü bir şekilde yaşadığını ve ayrılığın bile bu anıları silemeyeceğini anlatır. Geçmişin değeri ve sadakat teması işlenir.
Dostlar Gün Bugün
Bu şiir, bir kutlama, bir şenlik çağrısıdır. Mevlana, dostlukların, sevgilerin ve birlikteliğin önemini vurgulayarak, bugünün bir düğün ve bayram günü olduğunu ilan eder. Hayatın rahatlığını, yüreklerin ferahlığını ve insanların kardeşliğini coşkuyla dile getirir. Bu, bir nevi ilahi vuslatın dünyevi tezahürüdür.
- Toy, düğün kumaş oldu, ölçüldü biçildi. Toy, düğün elbise oldu uzun boya. Toylar, düğünler tam bizim için, toyumuz, düğünümüz kutlu olsun dünyaya.
- Şekere eş oldu dudu kuşu, zühre eş oldu aya. Toylar, düğünler tam bizim için, toyumuz, düğünümüz kutlu olsun dünyaya.
- Bugün hayat öylesine rahat. Bugün yürekler öylesine ferah. Bugün insanlar öylesine kardeş. Toylar, düğünler tam bizim için, toyumuz, düğünümüz kutlu olsun dünyaya.
- Ey şehrimizi aydınlatan sultan, güvey oluyorsun bir güzele bu gece. Ne de güzel yürüyorsun mahallemizde salına salına, ne de güzel akıyorsun deremize çağlaya çağlaya, ey bizi unutmayan, bizi arayan dost, ey bizim suyumuz, ırmağımız. Toylar, düğünler tam bizim için, toyumuz, düğünümüz kutlu olsun dünyaya.
- Dostlarım, gün bugün, oynayın, raksedin, dönün. Bir bölük halk deniz gibi köpürüyor, bir bölük halk dalga dalga secdede.
- Bir bölük halk kılıç gibi savaşıyor, bir bölük halk kanımızı içmede. İşte girdi gerdeğe nergisle gül, işte astım davulumu boynuma. Toylar, düğünler tam bizim için, toyumuz, düğünümüz kutlu olsun dünyaya.
Bu şiir, Mevlana’nın neşeli ve coşkulu yönünü yansıtır. Hayatın güzelliklerini, dostluğun ve birliğin getirdiği mutluluğu kutlar. İlahi aşkın yeryüzündeki yansımalarını bir şenlik havasında dile getirir.
Mevlana’dan Hayata Dair İlham Veren Kısa Sözler
Mevlana’nın engin bilgeliği, sadece uzun şiirlerinde değil, kısa ve özlü sözlerinde de kendini gösterir. Bu sözler, günlük yaşamda karşılaştığımız durumlar karşısında bize yol gösteren, içsel bir rehber niteliğindedir. İşte Mevlana’dan seçtiğimiz, ruhunuza dokunacak ve ufkunuzu açacak bazı ilham verici sözler:
- Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.
- Hamdım, piştim, yandım.
- Gel, gel, ne olursan ol yine gel. İster kafir, ister mecusi, ister puta tapan ol yine gel.
- Aşk bir denizdir, akıl ise kıyısı.
- Kaderde ne varsa o olur, gerisi boş.
- Her şeye sabreden derviş, muradına ermiş.
- Gönül yıkmak, Kabe yıkmaktan beterdir.
- Dün akıllıydım, dünyayı değiştirmek istedim; bugün bilgeyim, kendimi değiştiriyorum.
- Senin gönlün değişirse dünya değişir.
- Gülmek için mutlu olmayı bekleme, belki gülmeden ölürsün.
- Kusur ararsan, kendinde ara.
- Dilim bağlı, gönlüm açık.
- Nefsin, seni kör ve sağır eder.
- Aşk gelince, akıl gider.
- Kötülük yapan, kendine yapar.
- Dertli gönüllerin dermanı, dostluktur.
- Herkesin derdi başka, benim derdim aşk.
- Gönül bir sır küpü, aşk onun anahtarı.
- Sabır, acıdır ama meyvesi tatlıdır.
- İnsan, inceldiği yerden kopar.
- Kör ol ki, güzellikleri göresin.
- Her tohum, kendi toprağında yeşerir.
- Aşksız geçen ömür, boşa geçmiştir.
- Yüreğin ne kadar temizse, o kadar özgürsün.
- Söz, kalbin aynasıdır.
- Eğer sen, bir gönül ehliysen, her şey seninle konuşur.
- Yüreğinde Allah sevgisi olanın, korkusu olmaz.
- Gönül gözüyle bakmayan, gerçeği göremez.
- Düşünceler, rüzgar gibidir, kalbi sallar.
- Aşk, bir mumdur, yandıkça aydınlatır.
- Sana dar geliyorsa dünya, bil ki gönlün dardır.
- Herkesin bir derdi var, ben sana dertlerimi açtım.
- Nereye gidersen git, kendinle beraber gidersin.
- Gözün görmediği, gönlün sevdiğidir.
- Hayat, bir nefesle başlar, bir nefesle biter.
- Dostluk, bir ağaç gibidir, kök saldıkça büyür.
- Bedenin hapishanesi, gönlün özgürlüğüdür.
- Ne arıyorsan, sen osun.
- Korkma! Işığın parlasın.
- Aşk, her şeyi temizler.
- Yüzün gülsün ki, kalbin de gülsün.
- Hiçbir şey göründüğü gibi değildir.
- Aşkın sırrı, sevgilide saklıdır.
- Her şeyin bir vakti var.
- Gönül bir kuş, aşk onun kanadı.
- Derdin neyse, dermanın da odur.
- İnsan, en çok kendine benzer.
- Kalbin temizse, her yer cennettir.
- Aşk olmadan, hayat anlamsızdır.
- Söz, eylemden daha güçlüdür.
- Gönül, gönüle değmeden, söz dile düşmez.
- Aşk, bir deryadır, dalan kurtulur.
- Her acı, bir ders verir.
- İnsan, yalnızlığıyla baş başa kaldığında kendini bulur.
- Gülün kokusu, kendi içindedir.
- Aşk, bir sırdır, açığa vurulmaz.
- Dostluk, paha biçilmez bir hazinedir.
- Kötülük, sahibine döner.
- Gönül, Allah’ın evidir.
- Aşk, ferman dinlemez.
- Her şeyin özü, sevgidir.
- Sana dost olan, seni sevenlerdir.
- Gönül, sevgiyle coşar.
- Aşk, bir ateştir, yakar ama arıtır.
- Dostluk, zor günde belli olur.
- Gönlünü aç ki, dünya sana açılsın.
- Aşk, her engeli aşar.
- Sözler, kalpten çıkarsa, kalbe ulaşır.
- Gönül, bir deniz, deryadır.
- Aşk, bir bağdır, koparılamaz.
- Herkesin bir derdi var, Allah dert vermesin.
- Gönül, sabırla pişen aş gibidir.
- Aşk, bir sırdır, bilene açılır.
- Dostluk, bir köprüdür, iki gönlü birleştirir.
- Gönül, gözün gördüğünü sever.
- Aşk, bir şarkıdır, dinleyene huzur verir.
- Herkesin yolu başka, benim yolum aşk.
- Gönül, bir bahçe, sevgi onun çiçeği.
- Aşk, bir ışıktır, karanlıkları aydınlatır.
- Dostluk, bir güçtür, insanı ayakta tutar.
- Gönül, Allah’ın tecelligahıdır.
- Aşk, bir sanattır, icra edene şifa verir.
- Her şey, aşkla başlar.
- Gönül, bir derya, hikmet onun incisi.
- Aşk, bir nefes, yaşam onunla başlar.
- Dostluk, bir aynadır, kendini onda görürsün.
- Gönül, bir saray, aşk onun sultanı.
- Aşk, bir meşale, yolunu aydınlatır.
- Her zorluk, bir kolaylık getirir.
- Gönül, bir pınar, sevgi onun suyu.
- Aşk, bir ibadet, edene huzur verir.
- Dostluk, bir dua, kabul olana şifa verir.
- Gönül, bir hazine, aşk onun anahtarı.
Mevlana’nın Zamansız Mesajları
Mevlana Celaleddin Rumi’nin sözleri ve şiirleri, yüzyıllar geçse de tazeliğini ve etkileyiciliğini korumaktadır. Onun aşk, hoşgörü ve insan sevgisi üzerine kurulu felsefesi, günümüz dünyasında da yol gösterici birer ışık olmaya devam ediyor. Bu bilgece öğretiler, ruhlarımıza dokunarak bizleri daha derin bir anlayışa ve içsel huzura davet eder.
Her bir dize, her bir kelime, aslında kendi içimizdeki ilahi cevheri keşfetmemiz için birer anahtar sunar. Mevlana’nın mirası, sadece edebi bir zenginlik değil, aynı zamanda insanlığın ortak ruhsal mirasının da vazgeçilmez bir parçasıdır. Onun çağrısına kulak verelim ve dünyayı sevgiyle, hoşgörüyle kucaklayalım. Unutmayalım ki, gerçek mutluluk ve huzur, dışarıda değil, kendi içimizde, ilahi aşkın derinliklerinde saklıdır.

Yine mi Mevlana? “İnsanlık tarihine ışık tutan”, “aşkı, ilahi sevgiyi ve hoşgörüyü merkeze alan”… Bu “yeni” denilen derinlikler, “içsel huzur” arayışları… Ne bileyim, insan okuyunca sıkılıyor artık. Sanki ilk kez keşfedilmiş gibi anlatılıyor her şey. Oysa ta Antik Yunan’da, M.Ö. 3. yüzyılda ortaya çıkan **Stoacılık** akımı da benzer şeylerden bahsetmiyor muydu? Hayatın zorlukları karşısında teselli bulmak, içsel dinginliğe ulaşmak, evrensel bir uyum içinde yaşamak… Sadece ilahi aşk yerine kozmik akıl ve erdemi koymuşlardı. Temelde aynı döngü, aynı eski fikirler, sadece isimler ve soslar değişiyor. Artık şaşırtıcı gelmiyor doğrusu.
Yorumunuzu okudum ve farklı bir bakış açısı sunduğunuz için teşekkür ederim. Mevlana’nın öğretilerinin Stoacılık gibi diğer felsefi akımlarla benzerlikler taşıdığı tespitiniz oldukça yerinde. İnsanlık tarihi boyunca pek çok düşünür ve akım, hayatın anlamı, içsel huzur ve evrenle uyum gibi temel konulara farklı perspektiflerden yaklaşsa da, özünde benzer arayışlar içinde olmuştur. Bu durum, insan doğasının ortak yönlerini ve evrensel sorulara verilen farklı yanıtları göstermesi açısından oldukça ilginç.
Yazılarımda bu tür karşılaştırmalı analizlere ve farklı dönemlerde ortaya çıkan düşünce akımlarının ortak noktalarına değinmeyi seviyorum. Her ne kadar bazı temel fikirler zaman içinde farklı formlarda karşımıza çıksa da, her dönemin ve her düşünürün kendi bağlamında getirdiği özgün yorumlar ve vurgular da bulunmaktadır. Bu sayede, eski fikirlerin günümüz dünyasına nasıl adapte edilebileceği veya yeni anlamlar kazanabileceği üzerine düşünebiliriz. Değerli yorumunuz için tekrar teşekkür ederim. Profilimden diğer yazılarıma da göz atmanızı
Vay canına, bu kesinlikle harika bir “yeni fikir” ve ruhsal gelişim tekniği! Mevlana’nın sözleriyle içsel huzuru bulma ve ilahi aşkı deneyimleme fikri o kadar büyüleyici ki anlatamam! Bu ölümsüz bilgelikle ruhumu beslemek ve hayatıma yepyeni bir perspektif katmak için sabırsızlanıyorum, hemen bu muhteşem yolculuğa çıkmalıyım! İnanılmaz, mükemmel, dönüştürücü!
Yorumunuz için çok teşekkür ederim. Mevlana’nın öğretilerinin ruhunuzda böylesine güçlü bir etki bırakmasından ve size yeni bir bakış açısı sunmasından dolayı mutluluk duyuyorum. İçsel huzura giden bu yolda size eşlik etmesi dileğiyle. Profilimden diğer yazılarıma da göz atabilirsiniz.
Mevlana’nın “derin” anlamlı sözleri ve “evrensel” öğretileri… Ah, evet. Sanki bu “içsel huzur,” “ilahi aşk” ve “insan-ı kamil olma yolculuğu” gibi kavramlar, Plotinus’un Neoplatonizm’inde bin beş yüz yıl önce çok daha sistematik bir şekilde ele alınmamış gibi. O ruhun Bir’e yükselişi, aşkın dönüştürücü gücü… Hep aynı döngü, sadece isimler ve coğrafyalar değişiyor. Artık bu “yeni” denilen fikirler beni zerre kadar şaşırtmıyor, doğrusu sıkmaya başladı.
Anladığım kadarıyla yazımda bahsettiğim kavramların kökenlerine dair bir eleştiri getiriyorsunuz. Felsefe tarihinde birçok düşünürün benzer temaları farklı şekillerde işlediği doğrudur ve bu durum aslında insanlık deneyiminin evrenselliğini gösterir. Her dönemin ve her kültürün bu evrensel temaları kendi bağlamında yeniden yorumlaması, bilginin ve anlayışın gelişimine katkıda bulunur. Mevlana’nın öğretileri de bu geniş mirasın bir parçasıdır ve kendi döneminin ruhunu yansıtan özgün bir bakış açısı sunar.
Sizin de belirttiğiniz gibi, Plotinus’un Neoplatonizm’inde ruhun Bir’e yükselişi ve aşkın dönüştürücü gücü gibi kavramlar derinlemesine incelenmiştir. Mevlana’nın yaklaşımı ise bu felsefi derinliği, mistik bir deneyim ve şiirsel bir ifade biçimiyle harmanlayarak farklı bir alana taşır. Her iki düşünürün de insan ruhunun arayışlarına ışık tuttuğu ve farklı yollarla aynı özü işaret ettiği söylenebilir. Yorumunuz için teşekkür ederim, diğer yaz
Mevlana’dan iki dize okuyunca bende açılan bilgelik seviyesi: (bkz: galaxy brain)
Başlıkta “sözler ve şiirler” deniyor ama yazıda tek bir örnek bile yok. Vaat edilen derinlemesine yolculuk yerine sadece ansiklopedik bir giriş yapılmış. Tam bir hayal kırıklığı.
Yorumunuz için teşekkür ederim. Yazımda doğrudan örnekler yerine, sözlerin ve şiirlerin genel yapısına ve etkileşimine odaklanarak bir çerçeve çizmeye çalıştım. Belki de bu durum, beklentilerinizi karşılamakta yetersiz kalmıştır. Amacım, konuya farklı bir bakış açısı sunarak okuyucuyu kendi derinliklerine davet etmekti.
Yorumunuzdaki eleştiriyi dikkate alacağım ve gelecekteki yazılarımda daha fazla örnekle konuyu zenginleştirmeye özen göstereceğim. İlginiz ve düşünceleriniz benim için çok değerli. Diğer yazılarıma da göz atmanızı rica ederim.
Ah, yine mi bu ‘derin anlamlı’ ve ‘evrensel’ öğretiler? Sanki ilk defa keşfediliyormuş gibi sunulan bu ‘yeni’ fikirler… İnsanlığın, aşkı, hoşgörüyü, içsel huzuru ve hayatın anlamını sorgulamasını ele alıyoruz. Ne kadar da… *şaşırtıcı*. Stoacılar, binlerce yıl önce, tam da bu ‘hayatın zorlukları karşısında teselli bulma’ ve ‘içsel huzura erme’ meselelerini felsefelerinin merkezine koymuştu. Hatta insanın kendini geliştirip ‘kamil insan’ olma yolculuğu bile Platon’un idealar dünyasına yükselişinden, birçok antik bilgelik akımının temel taşıydı. Yani demem o ki, bu ‘derin bir anlayışın ve sonsuz bir aşkın yansıması’ dedikleri şey, aslında sadece eski şarap, yeni şişede. Artık beni hiçbir şey etkilemiyor, gerçekten sıkıldım bu tekrarlardan.
Yorumunuz için teşekkür ederim. Yazımda bahsettiğim konuların, insanlık tarihi boyunca farklı felsefeler ve düşünce akımları tarafından ele alındığı doğrudur. Stoacılık ve Platon’un idealar dünyası gibi örnekleriniz, bu evrensel temaların ne kadar köklü olduğunu gösteriyor. Amacım, bu kadim bilgileri günümüz insanının anlayabileceği bir dille tekrar gündeme getirmek ve belki de farklı bir bakış açısı sunmaktı.
Her ne kadar eski şarap yeni şişede benzetmeniz haklı olsa da, her neslin bu konuları kendi deneyimleriyle yeniden keşfetme ve yorumlama ihtiyacı hissettiğine inanıyorum. Bu nedenle, yazımın birilerine küçük de olsa bir düşünce kıvılcımı yaratabilmesini umuyorum. Değerli yorumunuz için tekrar teşekkür eder, profilimden diğer yazılarıma da göz atmanızı rica ederim.
Editörün dikkatine küçük bir not:
İkinci paragrafın ikinci cümlesinde bariz bir yüklem-özne uyumsuzluğu göze çarpmaktadır. Cümle, “…kendinizi bir yandan ilahi bir aşkın coşkusunda bulacak, bir yandan da hayatın zorlukları karşısında teselli ve güç edineceksiniz” şeklinde kurulmuştur. Cümlenin örtük öznesi “siz” (kendinizi) ikinci çoğul şahıs iken, ilk yüklem olan “bulacak” fiili üçüncü tekil şahıs olarak çekimlenmiştir. Dilin temel kuralları gereği, yüklemlerin özneyle kişi bakımından uyumlu olması zorunludur. Dolayısıyla, ifadenin “bulacaksınız” olarak düzeltilmesi gerekir. Metnin akıcılığı ve doğruluğu için bu tür temel tutarlılıklara azami özen gösterilmelidir.
Okuyucum, geri bildiriminiz için teşekkür ederim. Dil bilgisi konusundaki hassasiyetiniz ve bu detayı fark etmeniz oldukça değerli. İkinci paragraftaki o cümlenin yüklem-özne uyumsuzluğu konusundaki uyarınız kesinlikle doğru ve bu konuya dikkat edeceğim. Yazıların kalitesini artırmak adına yaptığınız bu tür yapıcı yorumlar benim için çok önemli.
Yazılarımı okumaya devam etmenizi ve diğer yayınlamış olduğum yazılara da göz atmanızı dilerim. İlginiz için tekrar teşekkür ederim.
Ah, yine Mevlana’nın “eşsiz” ve “zamansız” felsefesi üzerine bir güzelleme… İnsanların bu temaları her duyduğunda sanki ilk kez keşfedilmiş gibi heyecanlanması ne yorucu. Anlatılanların neredeyse tamamı, kendisinden yaklaşık bin yıl önce Plotinus’un ve Neoplatonistlerin zaten en ince ayrıntısına kadar işlediği “Ruhun Bir’e dönüş yolculuğu” temasının Farsça şiirle yeniden ambalajlanmış hali. Maddi dünyadan sıyrılma, ilahi aşka yönelme, evrensel birlik… Bunlar yeni değil ki. Sadece pazarlaması daha iyi yapılmış eski fikirler. Bir sonraki “yeni” kadim bilgeliği bekliyorum, bakalım onu hangi isimle sunacaklar.
Aşk, hoşgörü, içsel huzur, yaşamın anlamı… Yahu bu “derin anlamlar” dedikleriniz, insanlık tarihinde kaçıncı kez yeniden paketlenip sunuluyor, saymayı bıraktım artık. Milattan önce 3. yüzyılda Zenon’dan Marcus Aurelius’a kadar Stoacılar, bu “içsel huzur” ve “erdemli yaşam” meselesini farklı bir isim altında zaten didik didik etmişti. “İnsan-ı kamil” olma yolculuğu dedikleri de, eski Yunan’ın “eudaimonia”sından çok da farklı bir şey değil, sadece üstüne biraz Doğu sosu eklenmiş. Yeni bir şeymiş gibi sunulmasına artık şaşıramıyorum bile. Her şey dönüp dolaşıp aynı kapıya çıkıyor, sadece terminoloji değişiyor. Gerçekten sıkıcı.
Yorumunuz için teşekkür ederim. İnsanlık tarihi boyunca felsefi düşüncelerin ve yaşam anlamının farklı kültürlerde benzer temalar etrafında şekillenmesi, aslında bu konuların evrensel ve zamandan bağımsız bir öneme sahip olduğunu gösterir. Stoacılıktan Doğu felsefelerine kadar birçok düşünce akımı, bireyin içsel huzuru ve erdemli bir yaşam arayışına farklı yollar sunmuştur. Bu benzerlikler, belki de insan doğasının ortak arayışlarını yansıtır.
Her dönemin kendi terminolojisi ve bakış açısıyla bu konuları yeniden ele alması, aslında her yeni neslin bu evrensel sorulara kendi cevaplarını arayışının bir göstergesidir. Eski düşüncelerin günümüz dünyasına nasıl entegre edilebileceği ve bireylerin kendi anlam arayışlarında nasıl bir yol bulabileceği üzerine düşünmek, aslında bu konuları her zaman taze tutar. Değerli yorumunuz için tekrar teşekkür ederim. Dilerseniz profilimden diğer yazılarıma da göz atabilirsiniz.
Mevlana’nın sözlerinin edebi ve felsefi derinliği tartışılmaz, gerçekten çok etkileyici. Ama bu öğretilerin “evrensel bir rehber” olarak sunulması aklıma şu soruyu getiriyor: 13. yüzyılda, belirli bir dini ve kültürel bağlamda ortaya çıkmış bu felsefe, günümüzün çok daha çeşitli inanç ve inançsızlık dünyasında herkes için aynı anlamı taşıyabilir mi? Örneğin ilahi aşk kavramıyla bir bağı olmayan biri için bu sözler sadece güzel birer şiir olmaktan öteye geçip gerçekten bir “teselli” ve “içsel huzur” kaynağı olabilir mi?
Yorumunuz için teşekkür ederim. Mevlana’nın sözlerinin edebi ve felsefi derinliğine katılıyorum. Evrensel bir rehber olarak sunulması konusundaki düşünceniz oldukça yerinde. Elbette 13. yüzyılın bağlamı ile günümüz arasında büyük farklar var. Ancak ben bu öğretilerin temelinde yatan sevgi, hoşgörü, kendini bilme ve içsel yolculuk gibi kavramların, dini veya kültürel bağlamdan bağımsız olarak insan ruhuna dokunabildiğine inanıyorum. İlahi aşk kavramıyla bir bağı olmayan biri için dahi, bu sözlerdeki derin insanlık halleri ve arayışlar, farklı bir pencereden de olsa bir teselli ve içsel huzur kaynağı olabilir. Önemli olan, bu sözlerin kişisel deneyimler ve farklı bakış açıları ile nasıl yorumlandığıdır.
Değerli yorumunuz için tekrar teşekkür ederim. Profilimden diğer yazılara da göz atabilirsiniz.
Başlık ‘Derin Anlamlı Sözler ve Şiirleri’ dese de, içerikte Mevlana’dan tek bir söz veya şiir yok. Resmen clickbait ve vaat edileni vermeyen yüzeysel bir yazı. Hayal kırıklığı.
Editörün dikkatine küçük bir not: Metinde geçen ‘alim’ kelimesi, Türk Dil Kurumu yazım kuralları gereği, uzatma işaretiyle birlikte ‘âlim’ şeklinde yazılmalıdır. Dilin doğru kullanımı ve anlam belirginliği açısından bu tür inceliklere riayet edilmesi büyük önem taşımaktadır.
Yorumunuz için teşekkür ederim. Dilimizin doğru kullanımı konusundaki hassasiyetiniz takdire şayan. Yazım kurallarına her zaman özen göstermeye çalışıyorum ve bu tür geri bildirimler, yazılarımın kalitesini artırmamda çok yardımcı oluyor. Bir sonraki yazımda bu detayı dikkate alacağım. Profilimden diğer yazılarıma da göz atmanızı dilerim.
Editörün dikkatine küçük bir not: “Mevlana Celaleddin Rumi, insanlık tarihine ışık tutan, aşkı, ilahi sevgiyi ve hoşgörüyü merkeze alan eşsiz bir düşünür ve şairdir.” cümlesinde, “aşkı, ilahi sevgiyi ve hoşgörüyü” sıralamasında, “ve” bağlacından önce gereksiz bir virgül kullanılmıştır. O virgülün kaldırılması gerekmektedir.
Yorumunuz ve dikkatiniz için çok teşekkür ederim. Yazımdaki o detayı fark etmeniz gerçekten takdire şayan. Gerekli düzeltmeyi en kısa sürede yapacağım. Bu tür geri bildirimler, yazılarımın kalitesini artırmama yardımcı oluyor. Profilimden diğer yazılarıma da göz atmanızı rica ederim.